Bir Oni (şeytan) efsanesi olan Shuten-Doji, dağlarda yaşayan dev bir içki düşkünüdür. Ashkenazi bu efsaneyi, Kyushu’daki marjinal toplulukların merkezi Yamato yönetimince nasıl "şeytanlaştırıldığının" politik bir okuması olarak sunar.
Japon mitolojisinde birçok önemli figür bulunur. Bunların başında, yaratılış mitlerinde önemli rol oynayan İzanagi ve İzanami gelir. Ayrıca, güneş tanrıçası Amaterasu, su tanrısı Susanoo ve ateş tanrısı Kagutsuchi gibi figürler de mitolojinin temel taşlarındandır. Ashkenazi, bu figürlerin hikayelerini ve sembolik anlamlarını derinlemesine analiz eder.
Michael Ashkenazi’nin çalışmaları, Japon mitolojisini akademik ve erişilebilir bir dille tanıtarak hem Batılı hem Japonca kaynakları harmanlar. Aşağıda Ashkenazi’nin Japon mitolojisine yaklaşımlarını, ana temalarını ve çalışmasının önemi ile kısa bibliyografik notları bulabilirsiniz.
Yaratılışın asıl kahramanları Izanagi (Davet Eden) ve Izanami (Davet Eden Dişi)’dir. Bu iki tanrı, gök köprüsünden okyanusa bir mızrak saplayarak ilk kara parçası olan Onogoro Adası’nı oluştururlar.
Ashkenazi bu noktada ilginç bir antropolojik tespit yapar: Izanami’nin doğum esnasında yanarak ölümü ve Yomi (Ölüler Diyarı)’na gitmesi, Japon kültüründeki "kegare" (kirlilik) kavramının ilk örneğidir. Ölüm, hem fiziksel hem de ruhsal bir kirlilik yaratır. Izanagi’nin onu ölüler diyarında görmesi ve kaçışı, Japon estetiğindeki "kaçınılmaz çürüme" temasının kökenidir. Japon Mitolojisi - Michael Ashkenazi
Ashkenazi’nin kitabında en dikkat çekici bölümlerden biri, yaratılış mitosunun parçalar halinde incelenmesidir. Japon mitolojisine göre her şey kaostan başlar.
Japon mitolojisinin en bilinen hikayesi, evrenin yaratılışıdır. Ashkenazi, bu efsaneyi analiz ederken sembolizmin altını çizer:
Başlangıçta evren, kaotik ve yumurta biçiminde bir bulutsu halindeydi. Daha sonra hafif ve saf olan elementler yükseldi ve gökyüzünü (Takamagahara – Yüksek Gök Ovası) oluşturdu. Ağır ve kirli olan elementler ise aşağı çökerek henüz isimlendirilmemiş karanlık dünyayı meydana getirdi.
Bu kaostan üç ilk tanrı (Zoka no Sanshin) belirdi. Ardından İzangi ile İzanami adında iki kutsal varlık ortaya çıktı. Japon mitolojisinde birçok önemli figür bulunur
Ashkenazi’nin Yorumu: Ashkenazi, bu yaratılış hikayesindeki cinsiyet rollerinin ve "ritüel saflığın" (hare) altını çizer. İlk çocuğun sakat doğması, ritüel kuralının ihlali (kadının ilk konuşması) olarak yorumlanır. Bu, Şinto’daki kirlilik (kegare) kavramının en eski örneğidir.
Ashkenazi’nin eserinde en geniş yer ayrılan konuların başında, Japon panteonunun bu üç büyük tanrısı gelir.
1. Amaterasu (Güneş Tanrıçası): Japon mitolojisinin en yüce *kami’*sidir. İmparatorluk ailesinin doğrudan atasıdır. Hikayenin en ünlü kısmı, kardeşi Susanoo’nun yıkıcı şakalarına dayanamayıp bir mağaraya (Ama-no-Iwato) kapanması ve tüm dünyayı karanlığa gömmesidir. Diğer tanrılar, onu dışarı çıkarmak için bir ayna, bir mücevher ve bir dans (ünlü Ame-no-Uzume’nin erotik dansı) kullanır.
Ashkenazi’nin Yorumu: Ashkenazi, bu hikayeyi "sosyal uyum ve ritüelin gücü" metaforu olarak okur. Amaterasu’nun mağaraya kapanması, toplumdan çekilen bir liderin yol açtığı kaosu temsil eder. Onu dışarı çıkaran şey güç veya savaş değil, sanat, kahkaha ve kolektif ritüeldir. Bu, Japon toplumunda wa (uyum) kavramının mitolojik temelidir. onu dışarı çıkarmak için bir ayna
2. Susanoo (Fırtına ve Deniz Tanrısı): Kaotik, güçlü ama aynı zamanda onurlu bir anti-kahramandır. Amaterasu’nun dokuma salonlarına ölü bir at fırlatması, kız kardeşine hakaret etmesi ve ardından cennetten kovulmasıyla tanınır. Ancak Susanoo aynı zamanda sekiz başlı yılan *Yamata-no-Orochi’*yi öldürerek Kusanagi-no-Tsurugi kılıcını (Japon imparatorluk regalyalarından biri) kazanan bir kahramandır.
Ashkenazi’nin Yorumu: Ashkenazi, Susanoo’yu "yırtıcı ama gerekli doğa gücü" olarak tanımlar. O, tayfunların ve sellerin tanrısıdır, ancak doğanın yıkıcı gücü olmadan bereket de olmaz. Susanoo’nun sürgünü, kontrol edilemeyen güçlerin toplum dışına itilmesi gerektiğini, ancak tamamen yok edilemeyeceğini gösterir.
3. Tsukuyomi (Ay Tanrısı): Diğer ikisine göre daha pasif ve gizemlidir. En bilinen hikayesi, yemek tanrıçası Uke Mochi’yi ziyaret etmesi ve onun ağzından çeşitli yiyecekler çıkarmasını iğrenç bularak onu öldürmesidir. Bu olay üzerine Amaterasu, Tsukuyomi’ye bir daha asla yüzünü göstermemesini söyler; bu yüzden güneş ve ay aynı gökyüzünde birlikte görünmezler.